1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Andımız-milli şuur olmasaydı Türkiye olur muydu?
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Andımız-milli şuur olmasaydı Türkiye olur muydu?

A+A-

Bu gün 18 Mart, dünya tarihinde emsali olmayan Çanakkale Savaşlarının 106'ncı yıldönümü. Dünya harp tarihi incelendiğinde genelde bütün muharebelerde kesin sonucun "taarruzi harekât" ile alındığı görülür. Dünya tarihinde "savunma harekâtı" ile kazanılmış ilk ve tek zafer Çanakkale destanıdır. Dünyanın en güçlü donanmalarından oluşan ordular, büyük vatan şairi Akif'in şiirinde mısralara döktüğü biçimde "hayâsızca küçücük bir karaya" saldırmışlar ama orada tarihin nadiren yetiştirdiği dehalardan biri olan Gazi Mustafa Kemal ve Mehmetçikleri tarafından gösterilen, insan akılının alması mümkün olmayan o inanılmaz direnç onlara şunu söyletmiştir; "Çanakkale Geçilmez." Sonra da "Geldikleri gibi gitmişlerdir."

Tarihin her devrinde rastlandığı üzere sahada muhteşem zaferler kazanan Büyük Türk Milleti ve onun Kahraman Ordusu ne yazık ki masada yine kaybetmiş ve kutsal Anadolu toprakları düşman çizmelerinin istilasına uğramıştı. Yine O büyük dehanın tüm milleti arkasına alarak başlattığı muhteşem "Türk İstiklal Harbi" sonucunda "hayâsızca saldıranlar, geldikleri gibi gitmişlerdi." Lakin Emperyal Güçler hedeflerinden asla vazgeçmezler. Şartlar oluşana, hedefe giden yolun taşlarını döşemelerine kadar hedeflerini "buzdolabına" kaldırırlar. Nitekim Lozan görüşmelerinde Lord Curzon'un  "Bugün kabul etmediğiniz her şeyi cebime koyuyorum. Bir gün para istemek için karşımıza geleceksiniz. O zaman, bugün kabul etmediğiniz her şeyi bir bir çıkarıp size kabul ettireceğiz." dediği hiç unutulmamalıdır. Aynı Emperyal güçler on yıllar boyunca ceplerinde duranları kabul ettirmenin yol taşlarını döşediler. Bu yol taşları zaman zaman ekonomik, zaman zaman da siyasi taşlardan oluştu. Türk İstiklal Harbi sonrasında dünyaya hükmeden Emperyal yapı şu soruyu sordu kendine; bu kadar silahla, bu kadar askerle, bu kadar teknoloji ile Anadolu'ya saldırdım ama yoksul, fakir, aç, silahsız, okuma yazması bile olmayan bir milleti yenemedim? Neden? İki sebep buldular; birincisi kendilerinin de itiraf ettiği üzere dünya tarihinde çok nadir görülen bir dehanın o dönemde Türklere gelmesi, ikincisi de vatanları söz konusu olduğunda aralarındaki hiçbir etnik kökene, inanca, sosyal konuma, eğitime vs. bakmadan tek bir çelik yumruk olabilmelerine. Hedeflerinden asla vazgeçmeyen Emperyal Güç "o halde onların bu özelliklerini ortadan kaldırırsam hedefime ulaşabilir, Anadolu'yu ele geçirebilirim." dedi. Ve bu hedefe gidecek yol taşlarını döşemeye başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında "Yeşil Kuşak Projesi" kapsamında çok da dikkat çekmeyecek biçimde askeri, siyasi, ekonomik ilişkiler kullanılarak döşenen küçük taşlar 1980 sonrasında artık büyük kaldırım taşlarına dönüştü. "Neo-Liberal ekonomi, benim memurum işini bilir, bir koy üç al" politikaları ve uygulanan eğitim sistemi ile bir kısım insanları milletini ve memleketini değil de sadece kendini düşünen tekil varlıklar haline getirildiler. Öte yandan PKK ilk baskınını yaptığında "Üç beş çapulcu canım, üstünde durmaya değmez." zihniyeti ile PKK'nın büyümesine yol verdiler, "Kürt kimliğini ve Kürdistan'ı tartışabiliriz." diyerek etnik ayrışmaya dayalı bir anlayışın temelini attılar. Ama bunların hepsini bilinçli ve aldıkları talimatlar doğrultusunda yaptılar. Çünkü bu büyük milleti yenebilmenin tek ama tek yolu onları etnik, inançsal, kültürel ayrıştırmalara tabi tutmaktı. İşte o zaman Çanakkale'deki, Türk İstiklal Harbi'ndeki tek çelik yumruk olmayacaktı karşılarında. Bizim kuşak 60'larda ilk-orta ve liseyi, 70lerde üniversiteyi okudu. Beşiktaş'ta doğup büyüdük. Anadolu'dan İstanbul'a göç eden ve bizim mahalleye de yerleşen pek çok insan oldu. Aynı okula gittik, aynı sıralarda oturduk, aynı topun peşinden koştuk, birimizin annesi diğerlerimizin de karnını doyurdu, ama biz hiçbir gün sen nerelisin, etnik kökenin, dini inancın ne diye birbirimize sormadık, sorma ihtiyacını da hissetmedik. Çünkü hepimiz aynı arsada aynı futbol topunun peşinden koşan aynı toprakların çocuklarıydık. Çünkü biz bir bütündük, biz Anadolu'yduk, biz Trakya idik, biz birlikte Türkiye idik. Her sabah hepimiz hiç düşünmeden büyük bir gurur ve heyecanla aynı "Andımız"ı okuyorduk. Emperyal Küresel Güç, Türkiye'yi yok etmek için işte bu yapıyı yıkmanın şart olduğunu gördü. Özellikle "demokrasi ve gelişen dünya" gibi değer enstrümanlarını algı operasyonları ile kendi hedeflerine uygun olarak kullanmakla büyük yol aldılar. Emperyal gücün beyin takımından olan ve CIA'nın Türkiye şefliğini de yapan Graham Fuller'in "Yeni Türkiye Cumhuriyeti" kitabında belirttiği parçalanmış Türkiye'ye ulaşmanın yol taşlarını döşediler. Şimdi bir yol taşı daha koyuluyor, Andımız kaldırılmak sureti ile. Neymiş efendim; "pedagojik açıdan uygun değilmiş, her gün asker gibi söylemek." Hadi canım sen de! Peki, ABD'de, Almanya'da ve birçok ülkede "pedagoji nedir" bilmiyorlar da bir biz mi biliyoruz? ABD'de her eyalette tüm Amerikalı çocuklar her sabah derse başlamadan "Amerikalı olmak ve Amerika'ya bağlılık andı"nı hem de yemin ederek okuyorlar onlarda pedagojik sorun olmuyor da, bir tek bizde mi oluyor? Geçiniz efendim, geçiniz. Dünyanın en güzel marşı olan İstiklal Marşımızın ikinci kıtasında "Kahraman ırkıma bir gül" derken sorun olmuyor (ki elbette sonsuza kadar da olmayacak) da "Andımız" daki "Türk" kelimesi mi sorun oluyor? Atatürk "Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Türk halkına Türk Milleti denir." diyor. Andımızda da hiçbir "ırk" tanımı yoktur. Türk kelimesi bir etnik köken ifadesi olarak kullanılmamış, sadece tanımlama amaçlıdır. ABD'de 72,5 millet yaşıyor, Çinli, İspanyol, Afrikalı, Meksikalı, Fransız, Arap, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, vs. Ama sen kimsin dediğinde "Ben Amerikalıyım" diyor. Fransa vatandaşı ben Fransalıyım demiyor, Fransız'ım, İngiliz vatandaşı İngiltereliyim demiyor İngiliz'im, İspanya vatandaşı İspanyalıyım demiyor, İspanyol'um diyor. Yahu bizim insanımız düne kadar "Ben Türküm" demekten onur duyarken bu gün az da olsa birileri neden bunu söyleyemiyor? Graham Fuller'in görevli memurları olduklarından mı acaba? Türkiye dört bir taraftan hızla bir ateş çemberine alınıyor. Amaçları bellidir; yüz yıl evvel yapamadıklarını şimdi yapmak. Bir milleti yok etmek istiyorsan önce onu birbirine bağlayan değerleri yok edeceksin, bireyselleştireceksin (birey olmak değil), sonra o bireylerdeki ulus bilincini devam ettiren ulvi duyguları algı yönetimleriyle yok edeceksin. Bireyin özündeki ulusa aidiyet bilincini ortadan kaldırdığında o ülkeyi işgal etmek için artık önünde hiçbir engel kalmamıştır, çünkü yaşadığı toprağın vatan olduğunu unutmuş yaşayan varlıklardan başka bir şey yoktur ortada. Şuur gidince de tüfek atmadan işgal gerçekleşir. Andımız bu vatanda bizi birbirimize bağlayan değerler manzumesinin bir ifadesi, bu ülkenin Orhun Anıtlarıdır. Çocuklarımızın bilincinden bunu kaldırmak vatanı emperyal güçlere teslim etmektir. Bu gün yaşadığımız ateş çemberi içinde ülkemizin en büyük ihtiyacı ve dayanağı "milli birlik ve beraberlik şuurudur."  O nedenle Sayın Bahçeli'nin söylediği gibi "Andımız kararı pimi çekilmiş bombadır." Bu gün emsalsiz Çanakkale Zaferimizin yıldönümünü gururla kutluyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Çanakkale'de, İstiklal Harbinde, Kıbrıs'ta ve bu güne kadar bu vatan için terörle mücadelede asil kanları ile aziz vatan topraklarını sulayan tüm kahraman şehitlerimize Yüce Rabbimizden rahmet diliyoruz. Vatan onlara minnettardır. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Bu yazı toplam 772 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar