1. YAZARLAR

  2. Kemal Kamburoğlu

  3. Altına Hücum
Kemal Kamburoğlu

Kemal Kamburoğlu

HAYATIN NABZI
Yazarın Tüm Yazıları >

Altına Hücum

A+A-

1925 yapımı çok ünlü bir film vardı "Altına Hücum-Gold Rush". Başrolünde dünyanın en büyük oyuncularından biri kabul edilen Charlie Chaplin (nam-ı diğer Şarlo) oynamış. Filmde Kanadalı bir altın arayıcısının tüm zorlu koşullar sonucu aradığı altın servetine kavuşması konu edilmiş. Yani Kanadalılar bu altın arama işine büyük büyük büyük dedelerinden gelen bir alışkanlıkla dalıyorlar. Yine Kanadalı Alamos Gold adında bir şirket altın arama amacıyla bizim Kaz Dağları'na pike bir dalış yapmış. Başındaki CEO'nun ismi ise John McCluskey. Bu muhterem birader geçen yıl BNN Bloomberg kanalına Türkiye'deki altın arama faaliyetleri konusunda bir röportaj vermiş. Cluskey 100 milyon dolarlık mütevazı bir yatırım yaptıklarını söylemiş. Üretime 2020 yılında başlanacakmış ve 15 sene yani 2035 yılına kadar sürecekmiş. TL'nin değer kaybetmesinin maliyetleri düşürdüğünü söyleyen sayın CEO, yabancı işçi çalıştırmadıklarını ve Türklerin taş taşımakta çok iyi olduğunun altını çizmiş. Nereden baksanız adamın söyledikleri terbiyesizlik ve utanç verici. Adam Türkleri sadece taş taşıyan hamallar, niteliksiz insanlar olarak görüyor. Yatırım yapmışmış. Ne yatırımı? Ne üretiyorsun? Fabrika mı kurdun? Benim ülkeme ne katma değer sağlıyorsun? Geldin benim dünyada en kıymetli ikinci yer olan Kaz Dağları'ımın ormanlarını kesiyorsun, benim topraklarımdaki benim madenimi çıkartıyorsun. Sonra? Bu madenin ne kadarı benim ülkemde kalacak, ne kadarını sen Kanada'ya kaçıracaksın? Sonra işleyip benim malımı bilmem kaç kat fiyatla bana satacaksın. Sayın CEO Cluskey'in yabancı televizyon kanalındaki açıklamasına göre Kaz Dağları'nın o bölgesinde 3 milyon ons altın bulunmuş. Değeri 4 milyar dolarmış. İyi de 4 milyar dolar değer için 100 milyon dolar yatırım yapan bu şirket anasından bu kadar mı akıllı doğmuş?

Bizim anlamadığımız nokta şu; bugün son derece gelişmiş teknoloji ile Doğu Akdeniz'de petrol ve gaz arayan bir ülke olarak kendi topraklarımızdaki altını biz neden arayamıyoruz? Neden kendimiz çıkartıp işlemiyoruz? Bu altını çıkaracak teknolojimiz mi yok? Maden mühendislerimiz mi yok? Üniversitelerimizde Maden Fakültesi bölümlerimiz ve burada bilim adamı hocalarımız mı yok? Bu altını işleyecek kuyumcularımız mı yok? Biz çıkartalım, biz işleyelim tüm dünyaya biz ihraç edelim, biz satalım, kazanan milletimiz olsun. Neden elin Kanadalısı gelsin bizim altınımızı götürsün? Adam çıkardığı bu altını Türkiye'de mi bırakacak sanki? İşte bunu aklımız almıyor. Kanadalı şirketin Türk işçileri çalıştırarak istihdama katkı sağladığını da kimse iddia etmesin. Adamlar "siyanür ile" altın arıyorlarmış. E, tabii elin Batılı yabancı işçisine siyanürle altın arat da bak bakalım saati kaç yüz dolara çalışıyor. O da bulabilirsen. O nedenle bizimkileri çalıştırıyorlar. İstihdama katkı sağlamak için filan gibi bir dertleri asla yok.

 42 yıldır o bölge ile ilgimiz olduğundan biliyoruz Kaz Dağları bilimsel olarak da ispat edilmiştir ki dünyada Alpler'den sonra "oksijen oranı en yüksek ikinci nokta." Hatta bir ara Almanlar Kaz Dağları'na sanatoryum türünde sağlık otelleri inşa edecekler ve sağlık turizmini başlatacaklardı sonra ne olduysa bu proje kaldı. Almanlar gelmediler. Türk yatırımcılardan da böyle bir girişimde bulunan olmadı. Çok iyi biliyoruz; kanser hastası olan bir kişi çok az zamanı kaldığı ifade edildiği halde burada tam 12 yıl yaşadı. Yani Kaz Dağları böyle bir yer. Rabbimizin bize bahşettiği bir lütuf. Eğer yazılanlar çizilenler doğru ise şimdi Kanadalıların burada maliyeti çok düşük olduğu için "siyanürle altın" arama ve çıkartma işlemleri yapacakları söyleniyor. Siyanür dünyanın en güçlü zehirlerinden biri. Başta çalışan işçilerin sağlığı olmak üzere tüm bölge insanının hayatını ölümcül ölçüde tehdit edebilecek bir zehir. Bu zehir her şeye nüfuz edebiliyor özellikle de toprağa ve sulara. Bu konuda Muğla Koçman Üniversitesi İç Sular Biyolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nedim Özdemir şöyle diyor; "Siyanür ya da o bölgedeki başka bir şey, ne olursa olsun doğadaki her şey dolaylı da olsa mutlaka ama mutlaka bir noktada suyla buluşur. Bu bilimsel olarak kesindir. Siyanür kullanımı doğal kaynaklara yani su kaynaklarına, tarımsal sahalara karışma riskinden dolayı dünyanın gelişmiş ülkelerinde kullanılmıyor. Yüksek siyanür içeren çözeltilerin su ortamına serbest bırakılması durumunda ekosistemin en önemli bileşeni olan su kaynakları bundan etkilenir. Siyanürden zarar görmemeleri imkânsızdır." Hadi buyurun bakalım.

 Kanada devleti kendi ülkesinde bir tek dal bile kestirmezken Türkiye'de ormanları doğrayabiliyor. Kanadalı CEO bir anlamda Türkler sadece iyi hamal oluyorlar, siyanürden etkilenirlerse etkilensinler bize ne, bizim ülkemiz değil ki diyebiliyor. Ama gelişmiş Batı ülkeleri bu zehri kullanmıyor aramalarda. Tabii o nedenle adamların Batılı işçi bulması da mümkün olamaz, adam gelmez ki zaten. Türk işçisine üç-beş kuruş ver gitsin. Türkiye'nin insanı, toprağı, suları siyanürden etkilenirmiş Kanadalı CEO'nun umurunda mı? O bakıyor cebine dolacak altınlara. Biz devletimizin en üst makamlarının başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere yetkililerin bu işe el koyacağına, ülkenin Kaz Dağları gibi bir doğa harikasının katledilmesine asla izin vermeyeceklerine, milletimizin siyanürle zehirlenmesine sessiz kalmayacaklarına, elin yabancısının gelip üç beş kuruş vererek bizim gelecek nesillerimizin servetlerinden olan altınımızı kendi ülkelerine götürmelerine asla seyirci kalmayacaklarına, bu ülkenin serveti olan altını araması için o yabancı şirkete izin ve onay veren yetkililere de gereğini yapacaklarına içtenlikle inanıyoruz.

 Yabancı yatırımcı bu ülkeye gelsin hem de çokça gelsin. Gelsin ama otomobil fabrikası kursun, bilgisayar-cep telefonu fabrikası kursun, makine fabrikası kursun. Ama yer altı zenginliklerimize göz dikmesin. Yüz işçiye üç-beş kuruş vererek bizim ülkemizin madenlerini lüpletmesin. Burası Afrika değil, biz de Afrika ülkesi değiliz. Bizim topraklarımızda bir maden aranacaksa nasıl petrolü biz arıyorsak onu da Türk milleti arar, bulur, işletir. Yabancı sömürücülere gerek yoktur.

Bu yazı toplam 1388 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar