1. YAZARLAR

  2. Mehmet Eyüp Yardımcı

  3. Al gözüm seyreyle Salih
Mehmet Eyüp Yardımcı

Mehmet Eyüp Yardımcı

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Al gözüm seyreyle Salih

A+A-

1970'lerin Türkiye'si, dönemin insan, devlet, iktidar ilişkileri ve Karadeniz'de küçük bir kasabada on bir yaşında bir çocuk Salih...

Kanadı kırık bir martıya duyduğu sevgi ve mavi oyuncak kamyonu elde etme isteğindeki Salih'in gözünden Türkiye'nin genel yapısını "Al Gözüm Seyreyle Salih" ile aktaran büyük usta Yaşar Kemal.

Eski İstanbul filmlerindeki birbirine sırt vererek, ayakta durmaya çalışan ahşap evlerle dolu mahalleler, o mahallelerdeki boş arsalarda çamur içinde top koşturmaya çalışan çocuklar, sadece mahallenin bakkalında bulunan telefonlu zamanlar geride kaldı.

Kentlerin yüzü değişti, ahşap evlerden her mahallede yüksek beton evlere, şehrin siluetini bozan devasa plazalara geçtik.

Elimizde akıllı telefonlara gömdüğümüz kafalarımızla, toplu taşıma araçlarında, garip bir yetişme telaşı içinde koşturmayla geçen zamanlardayız.

Her şey değişti, kendine göre gelişti ama insanlar, evet ya insanlar gelişti mi?

Karadenizli küçük Salih'in gözünden 1970'li yılların insan, devlet, iktidar ilişkilerine baktığımızda gördüğümüz insan profilimizde değişen ne?

Sömürülen duygular

Gelişmeyen aksine gerileyen, ahlâken çöken insan profilimize hangi alanda bakarsak bakalım, göreceğimiz şeyin adı "manevi çöküşün resmidir".

"Futbol Zamanları"  adına yazdığımız anılar defterinin sayfalarını çevirmeye başladığımızda, her sayfada kirlenen, pespayeleşen sporcu ve yönetici gerçeğinin altında, top koşturacak boş arsa bulamayan çocukların "futbol okullarına" sırtlarından iki kuruş kazanabilme serüveninden, stada koşan kendi sevdiği renge ve armasına sevdalı adı taraftar olanların duygularının sömürülmesine şahit oluruz.

 

Yönetmeye talip oldukları spor kulüplerinin asli amacına çıkmasına ve sadece kendi isimlerini ön plana çıkaran, semiren, semirdikçe daha da çok benliğini kaybeden yöneticiler ve eserleri olan "Türk Sporu".

Koronavirüs zamanlarında maddi anlamda iyice dibe vuran kulüplerin, mali yapılarının bozulma halini sadece "Koronavirüse" işaret etmek, günü geçiştirmek, kendimizi aldatmaktan öte bir yere gitmez.

Bir yol arıyoruz bugünlerde, bir çıkış yolu. Ucunu göremediğimiz karanlık tünelde bir "ışık" arıyoruz. Bazıları gerçekten "yol" aramakta, bazıları ise her bulundukları ortamdan "fırsat" çıkarabilmek telaşında.

Ve telaşla hareket ederken, mantığı, planlamayı, sistemi yine kulak arkası yapma halleri. Spor medyamızda yayımlanan haberlere bakınca gelecek adına yine çok önemli şeyler söyleyemiyoruz maalesef. Ekonomik yapıları bozulmuş kulüplerimizin yönetimlerinden kaynaklı haberlerde, bugün yine çıkış için ellerinde var olan iki, üç futbolcunun yüksek fiyatla satışından çare arayanlar.

Yangından "mal" kaçırma hali kısacası.

Peki! Herkesler aynı yangının orta yerinde can telaşında iken, kime ve nasıl bu satışları gerçekleştireceksiniz?

Türk futbolu adına aslında muhteşem bir değişimin eşiğinde duruyoruz.

Sistem adamı değiliz

Bu değişimin adı, kulüplerimizin bünyelerinde bulundurduğu her spor dalında "öz kaynak" düzenine geçmek. Tabii bu işler için önce sistem, bu sisteme uygun eleman, plan ve program lazım.

İşte, bu açıdan bakınca bu sistem olayı bizlere biraz ütopik duruyor.

Çünkü biz sistem adamı değiliz. Biz ancak olsak olsak "mirasyedi" oluruz.

Bizi sportif anlamda kurtuluşa götürecek olan bu değişim için önce çöken, pespayeleşen insani ahlaki çöküşten kurtulmamız gerekiyor.

Ben değil biz diyerek hareket etmek gerekiyor. Geleceği kurtarmak için gelecek nesile bakmak, onlara gelecek adına fırsat kapılarını açmak gerekiyor.

Bu adımı hangi kulüp atabilir bilmiyorum, Beşiktaş penceresinden bakınca durum daha da korkutucu bir hâl almış vaziyette. Değişmeyen yönetim zihniyeti, eski ve yeni yönetimlerin "sosyal medya" üzerinden atışmaları, yapanın yanından her şeyin kâr kalması.

 

Şöyle bir bakınca olaylara;

Herkes suçlu ama aynı zamanda herkes suçsuz...

Bugün bu manzara karşısında öncelikle düşünmesi gerekenler Genel Kurul Üyeleri'dir.

Şikâyet ettiğimiz, yerden yere vurduğumuz bu kişiler uzaydan gelmedi, camia içinden çıktılar. Yani sizlerin kabul ettiği, alkışladığı, sen olmazsan olmayız dediğiniz o camia içinden.

Bu manzaraya iyi bakın, sonra kulübün şanlı tarihine bakın, bu şanlı tarihi sizlere gelecek adına emanet bırakan değerleri düşünün...

Düşünün bilmem belki yaptığınız yanlışın farkına varırsınız.

Düşünürken Mazhar Alanson'un "Geç Yağan Yağmur" şarkısındaki dizelere kulak verin. Günümüzün değerli ozanlarından Mazhar Alanson şarkısında, ne güzel söylemiş "Geç yağan yağmurun, faydası olmaz çiçeğe".

Geç kalmamak adına, Beşiktaş'la kalın...

Bu yazı toplam 718 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar