1. YAZARLAR

  2. Hüsameddin Acar

  3. Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader
Hüsameddin Acar

Hüsameddin Acar

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader

A+A-

BÜYÜK komutan Alparslan'ın 1071'de yurt edindiği Anadolu, o tarihten bu yana hep çeşitli savaşlara sahne olmuştur. Önce Selçuklu'nun, ardından Osmanlı'nın ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu bu topraklarda her zaman birilerinin gözü olmuştur.

Bu topraklar birçok savaşlara, birçok facialara ve yine tarihte emsali az bulunur efsane zaferlere de sahne olmuştur. Çok eskilere de gitmeye gerek yok; örnek önümüzde. İşte Sakarya, işte Çanakkale, İşte Dumlupınar, İşte Kuttul Emare ve işte büyük zafer 30 Ağustos

Bu zaferlere irili ufaklı birçok destanı daha ekleyebiliriz. Demem o ki, rahat uyku, rahat lokma yok gibi bu diyarı yurt edinenlere.

Şairler Sultanı'nın dediği gibi;

"Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader,

Aldırma, böyle gelmiş; bu dünya böyle gider…"

Cumhuriyet öncesi de, sonrası da bu torakları çepe çevre kuşatmış durumda hain tuzaklar. Osmanlı İmparatorluğu, son yıllarında Balkanlar'dan, Kafkasya'dan, Irak'tan, Suriye'den, Libya'dan, Mısır'dan ve dahi üç kıtadan yalnızca Anadolu'ya doğru çekilirken bile 1 milyon civarındaki yorgun bir ordu ile 10 kusur cephede savaş veriyordu.

Ne yazık ki, Lale Devri dediğimiz son 2 asırda kaybedilen güç, itibar, nüfuz ve verilen tavizlerle koca imparatorluk bitap düşmüş, emsalleri güç devşirirken, Osmanlı, Avrupa'nın gözünde "Hasta Adam" denilen bir duruma gelmişti.

Çok şükür ki, bu imparatorluğun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti doğuverdi. Tabii ki kolay olmadı bağımsız ve hür bir vatan tesis etmek. 12.5 milyon bir millet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün etrafında toplanarak tam anlamıyla bir destan yazmaya başladı.

Daha bıyıkları terlememiş delikanlılar cephelerde şahadet şerbeti içti. Cennet mekân analarımız, bu çocukların ellerine kına yakarak gönderdi cephelere. Nüfusumuza oranla çok şehit ve gazi verdik cephelerde. Büyük sıkıntılar çektik, aç kaldık, susuz kaldık, yaralandık, paralandık. Ancak hürriyet için, namus için ve bağımsız bir ülke için verdiğimiz canlar, döktüğümüz kanlar Türkiye Cumhuriyeti'yle vücut buldu.

ESARET ZİNCİRİ TÜRK'E İŞLEMEZ

Bu millet özgürlüğün, hür yaşamanın aşığıydı. Vatan şairi Namık Kemal, 'Hürriyet Kasidesi'nde Türk'ün hürriyete düşkünlüğünü şöyle ifade ediyordu:

"Ne efsunkâr imişsin ey didar-ı hürriyet,

Êsir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten…"

Manası;

'Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne çekici ne büyüleyici imişsin,

Biz sana ulaşmak için esaretten kurtulduk, ama bu defa da sana esir olduk…'

Cumhuriyetin fikri hür, vicdanı hür; seçen ve seçilen özgür yurttaşları olduk. Peygamberimiz sayesinde diri diri gömülmekten kurtulan ve yaşama hakkına kavuşarak birçok hakla donatılan kadınlar, Gazi Mustafa Kemal ile eşit yurttaşlık seviyesinde seçen, seçilen; özgürce oyunu kullanan ve aydın birer Cumhuriyet kadınına dönüştü.

Nasıl bir lidere sahip olmuşuz ki, yaklaşık 100 yıl önce kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin çizgisine şu anda, bu asırda henüz gelemeyen ülkeler mevcut… İşte komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Ermenistan, İran, Irak, Suriye ve yakın komşularımız, Mısır, Libya, Fas, Cezayir Tunus…

Bu ülkelerin birçoğu yakın zamana kadar diktatörlükle yönetiliyordu. Aralarında birkaç ülke kısmen cumhuriyet ve demokrasi rüzgârı estirse de, halkları insanlık ve demokrasi adına büyük sancılar yaşıyor hâlâ.

Ancak biz, demokrasimizi daha ileri noktalara taşımalıyız.

İnsanca ve özgürce hayat sürmek için, medeniyettin, mutluluğun ve sağlıklı yaşamanın meyvelerini yemek için daha çok yol kat etmeliyiz.

 Yeri gelince elindeki kazmasını, küreğini bir kenara fırlatıp vatan savunmasında cephelere koşan bu ülkenin cefakâr ve vefakâr vatandaşlarının en iyi şartlarda ve mutlu bir şekilde yaşamaya hakkı yok mudur?

Her zaman ve 19 Mayıs 1919'da olduğu gibi bir Gazi Mustafa Kemal Atatürk daha çıkıp gelmez…

Öyleyse…

Bu kutsal ülkeyi, gözyaşları ve şehit kanlarıyla sulanmış bu güzel vatanı, yönetenler her zaman kılı kırk yarmalı; vatandaşını her alanda ileri demokraside, refahta, ilimde, irfanda ve mutlulukta en iyiler klasmanına sokmak için daha çok ve daha dürüst çalışmalıdırlar.

Aldanmadan…

Sonradan hiç pişmanlık duymadan…

İsraftan kaçınarak…

Yapılan yatırımlarda hep ileriyi düşünerek…

Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyerek…

İnsanları, iyi eğiterek…

Dinini kullanmadan ve dini eğitimlerini özgür bir Diyanet İşleri Başkanlığı'na devrederek…

Vatandaşların dini duygularıyla oynayan ve artık zıvanadan çıkan tarikatları, cemaatleri çok sıkı denetleyerek ya da yanlış yapanı kapatarak…

Yeni ceza evleri inşa ederek değil, insanları, cezaevlerine düşmeden önce iyi bir eğitimden geçirerek…

Refah ve yaşam kalitesini yükselterek…

xxx

Atatürk'ümüzün dediği gibi, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini hayata geçirerek Türkiye Cumhuriyeti her alanda dünyanın en güçlü, en müreffeh ve en mutlu bir ülkesi olabilir…

Akrebin kıskacında, yani tam bir ateş çemberinin içinde…

Dalga geçecek, yalan söyleyecek, yan gelip yatacak halimiz ve zamanımız yok bizim.

Her alanda, her platformda yapacak işimiz çok bizim.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1619 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.